© Fotoğrafların tüm hakları Seçkin Yılmaz'a aittir.  

Kırsal Düşü - Seçkin Yılmaz

January 5, 2016

 

 

Annem ve babam, Sevim ve Sadettin Yılmaz çifti. İkisi de  PTT den memur emeklisi. Adapazarı Merkez’de bir apartman dairesinde oturuyorlardı. Dedem öldükten sonra köyde yalnız yaşayan babaannem kışları bizde kalırdı. 1999  yılında yaşanan büyük depremde çok sevdikleri evleri hasar görmedi ama çok korktular. Köydeki ev 60 m2, bahçeli,  ahşap kâgir bir köy eviydi. Toprağa yakın olmak, bağ bahçeyle yakından ilgilenmek ve  şehirden kaçmak için tam zamanıydı ve öyle de yaptılar. Adapazarı Bilecik yolu üzerindeki, şehir merkezine 25 km mesafedeki köyümüze, Dereköy’e taşındılar. Sakarya nehrinin kenarında, tepelerin arasında , ortasından dere akan bu 50 hanelik şirin köy artık sadece hafta sonları ya da yazın kiraz toplamaya gittiğimiz köy değil, sürekli yaşadığımız meskenimiz oldu.

 

 

 

 

 

 

 

Evi büyüttüler. Bahçeleri,  yaşlanmış kiraz ağaçlarını kesip, ceviz ve erik ağaçları dikerek yenilediler. Artık ikisi de daha dinç, sağlıklı ve umutluydu. Annem Çukurova Üniversitesi’nden çilek fidesi getirtti. Damlama sulama sistemini de kurarak,  sadece 500 m2 bir alanda, ilk sene deneme yaptılar. Annem “çilek anne” oldu. Diğer köylüleri teşvik etti, eğitti, fide yetiştirip verdi. Ertesi yıl neredeyse tüm köy çilekçi olmuştu; hatta civar köyler de.

 

Babam her sabah ve akşam nehirde balık tutmaya giderdi. Önce  gece oltası için yemlik küçük balık avlar,  birkaçını da peşinden ayrılmayan kediciklerine verirdi. Annem bahçeden topladığı çeşit çeşit meyvelerle reçeller yapardı. Nehir kenarındaki bahçemizde, büyük ceviz ağacının yanında tulumbamız vardı. Ceviz ağacı öyle büyüktü ki altında yatarken gökyüzü görünmezdi. 

Bolluk ve bereket yılları ne de hızlı geçti.

 

2011 yılında Doğançay Hes Projesi kapsamında Sakarya Nehri kenarındaki bahçelerimiz istimlak oldu. “Neden üzülüyorsunuz?  Göl manzaralı köyünüz olacak,” dediler. 

Köylünün eline toplu para geçti ve kimse  direnmedi.

 “Ağaçlarınızı kesip alın istiyorsanız, su toplanmaya başlayacak,” dediler. Herkes ağaçlarını kesip, kışlık yakacak odun yaptı. Kesilmeyen birkaç elma ağacı yarı beline kadar suya gömülüyken baharda çiçek açtı ve her soba yakışında babamın gözünden yaş aktı.

Asma köprüyü yıkıp yerine devasa beton bir köprü ve trenyolu üzerine üst geçit yaptılar. Her yere tel örgü çekip, “Girmek Yasaktır” tabelaları astılar.

 

 

 

Şimdi…

Balık avlamak yasak.

Annem reçellik meyvesini pazardan alıyor.

Alınan toplu paralar tükendi.

Köylüler artık civar köylerin yevmiye ile çalışan işçileri.

Gece  sivrisinekten dışarıda oturulamaz halde.

Köyü kara kurbağalar bastı.

Göl dedikleri bataklığın üzerini yeşil bir tabaka kapladı.

Babam “Köyümüzün utanç duvarlarını da çek kızım,“ diyor.

Bu sadece bir kabus olsa da uyansam!

 

 

 

Yazı ve Fotoğraflar: Seçkin Yılmaz

 

 

 

Derekoy

My parents Sevim and Sadettin Yılmaz, they are both retired officers. They used to live in an apartment building in the center of Adapazarı. My grandmother, who lived alone after the death of my grandfather, was staying with us in winters. The great earthquake of 1999 didn't give any damage to their beloved home but they were very afraid. Our village home was a 60 m2 wooden house with a garden. It was just the best time to escape from the city, being close to the soil and dealing with the garden, and they did so. They moved to our village Dereköy which was 25 km from the city center and on the way of Adapazarı-Bilecik. This pretty village of 50 households nestling on the edge of the Sakarya River between the hills was no longer a village which we just visit on the weekends or go picking cherries in summer, from now on it was our permanent home. They expanded the house. By cutting the old cherry trees and planting plum and walnut trees, they renewed the land. My parents were now more vigorous, healtier and hopeful. My mother ordered strawberry seedlings from Çukurova University. They set up a drip irrigation system in the 500 m2 area and the first year they just tried it. My mother became “the strawberry mom”. She encouraged and trained the villagers. She grow seedlings and lent them. A year later almost all of the villagers became strawberry cultivators, the nearby villages as well.

My father used to go fishing every morning and every evening. First, he was fishing small baits for the night and he would give a few of them to his kitten. My mother used to prepare various kinds of jam. In our riverside land we had a pump beside the big walnut tree. The walnut tree was so large that the sky couldn't be seen when lying below.

Years of abundance and fertility passed so quickly.

In 2011, as the part of Doğançay HES Project our land on the edge of the Sakarya River has been expropriated. “Why are you sad? You'll have a village with a lake view,” they said. Villagers earned some amount of money and no one resisted.

They said, “If you want you can cut your trees and take them. The level of water will be rised. Everyone cut their trees and made firewoods for the winter. A few apple trees left uncut which was buried in water up to the waist blossomed in spring and every time my father lit the stove, streams of tears flowed from his eyes.

Destroying the suspension bridge they built a concrete bridge and they made a overpass above the railway.

They set wire mesh everywhere and hung huge “Do Not Enter” signs.

 

Now;

Fishing is forbidden.

My mother buys the fruits for jam from the market.

The public money had run out.

Villagers are now wage workers in other villages.

Because of the mosquitoes it is impossible to sit outside at nights.

Toad frogs invaded the village.

The so-called lake is now covered with a green layer.

My father says, “Take the photo of the wall of shame of our village, daughter.”

 

I wish it's just a nightmare!

 

Arcticle and photos: Seçkin Yılmaz

Please reload

Featured Posts

Kırsal Düşü - Seçkin Yılmaz

January 5, 2016

1/1
Please reload

Recent Posts

December 24, 2018

December 18, 2015

Please reload

Archive
Please reload

Search By Tags